Anasayfa Makale Devamlılığı esas alanlara dair kaybedecek zaman yok!

Devamlılığı esas alanlara dair kaybedecek zaman yok!

Pazar, 18 Haziran 2017 15:02
Yazdır PDF

4 sisecamAKP hükümeti 16 yıllık iktidarı boyunca devlet geleneğine bağlı olarak gerçekleştirdikleri hak gasplarına bir yenisini eklemek için kolları sıvamış durumda. Kiralık işçilik, arabuluculuk yasa tasarısı, grev yasakları ile saldırılara her gün bir yenisi eklenirken, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından eli güçlenen hükümet, işçi sınıfının temel kazanımlarından olan kıdem tazminatının oluşturulacak fona devri için hazırlıkları tamamlamış görünüyor. Kuşkusuz bu çaba patronları kıdem yükünden kurtarma amacını taşıyor.

 

Kenan Evren son halini verdi

Ülkemizde 1936 yılında verilen mücadelelerin sonucu uygulamaya konulan kıdem tazminatından o dönemlerde faydalanmak için temel şart, 5 yıl çalışmaktı. Ancak tazminat tutarı, 15 gün üzerinden hesaplanıyordu. 1950 yılında istifa edenlere verilmeyeceği yönünde yeniden düzenlendi. Defalarca kez koşulları ve hak etme durumu üzerinde değişiklik yapılan kıdem hakkı, 1975 senesinde işçi sınıfının mücadelesi sayesinde 1 yıl çalışma koşuluyla 30 gün üzerinden hesaplanmaya başlandı. Ancak asgari ücretin en fazla 7.5 katı olacak şekilde de tavan getirildi. Şu an yürürlükte olan uygulamaya ise 1982 yılında son hali verilmiş oldu.

Yani sadece AKP hükümetiyle yapılmaya çalışılan bir gasp değil gündemdeki. AKP’nin öncüllerinin de iktidara geldiklerinde dokunmaya çalıştıkları bir alan olarak her daim gündeme gelmekteydi. Şöyle ki 12 Eylül darbesinin baş aktörü Kenan Evren, 1983 yılında Milli Güvenlik Kurulu toplantısında grev hakkının kapsamının devlet aklına uyarlanabilmesi için “Grev olmadan da devlet onların haklarını zaten korur” demişti. Patronu ve işçi sınıfının kaderini etkileyecek grev kararlarında “grev erteleme” hükmünü getirerek grev yasaklarında kendinden öncekilere rahmet okutmuştu.  Aradan geçen 30 yılın ardından Kenan Evren gerçekleştirdiği darbeden yargılanırken öldü. Lakin “Milli güvenliği tehdit” edici “grev erteleme” anlayışı günümüzde aynı sıfatla iş başında olanlarla devam ediyor. Yani Evren’in 1983 yılından itibaren uygulamak istediği sistem, kendisine de rahmet okutturularak uygulanmaya çalışılıyor.

Nasıl mı? Evren’le aynı sıfata haiz Erdoğan’ın MÜSİAD’ın 24. Olağan Genel Kurulunda dile getirdiği şu sözlerle: “Birileri hâlâ olağanüstü hal var diye sızlanıyor. Onların kimler olduğunu biliyorsunuz. Ben de diyorum ki olağanüstü hal, girişimcilerimizin, yatırımcılarımızın önünü mü kesiyor, yoksa önünü mü açıyor? Eski OHAL’leri hatırlayın. Fabrikana giremezdin ya patron olarak. Biz geldik fabrikalarınızın kapısını açtık ya. Şu anda bu OHAL’de o tür tehditlerle karşımıza gelenler anında yasaların hukukun bize verdiği yetkiyi kullanmamızı kolaylaştırıyor. Öyle ikide bir kalkacak hemen grev bilmem ne, kusura bakma. O fabrika çalışmadığı zaman bunun zararını görecek olan işveren olduğu kadar aynı zaman da benim işçi kardeşimdir. Çalışmadığı zaman ne olacak? Oradan işçi kardeşim de zarar görmeyecek mi? Sendika kalkıp her ay normal olarak aldığı maaşı işçisine ödeyecek mi? Burada çok ciddi bir istismar mekanizması çalıştırılıyor. Bu mekanizmaya da bizim eyvallah etmememiz lazım…”

Bu yönüyle, malumun ilanı niteliğindeki konuşmasında bir kez daha işçi sınıfı ve emekçileri hedefe koyan Erdoğan, OHAL’in en çok patronların önünü açtığını söyledi.

 

Ölümü gösterip sıtmaya razı ettirmek!

AKP hükümetinin 13 yıldır kıdem tazminatını fona devretme çabasının son argümanı “kıdem tazminatını işçilerin büyük kesimi zaten alamıyor” oldu. Kapalı kapılar ardında ve ara sıra basına bilgi sızdırarak bir kamuoyu oluşturma çalışması sürüyor. Konuyu kamuoyu önünde taraflarla açık biçimde tartışmıyor. Tabii kıdem tazminatının fona devredilmesi ile aslında ne olacağını, İşsizlik Sigortası Fonu’nu bakarak da anlayabiliriz. İşsizlik Sigortası Fonu, işsiz kalanlara maddi destekte bulunmak için oluşturulmuştu ama hükümetin ve patronların harcamaları için kullanıldı. Yani kıdem tazminatının fona devredilmesi, öncelikle iş güvencemizin tamamen ortadan kaldırılması girişimidir. Kıdem tazminatının fona devri ile bireysel hesaba dayalı % 3-4’lere indirilmiş bir fon ile işçilik maliyetlerinde düşüş ve iş güvencesinin ve kazanılmış haklarımızın gaspı söz konusu olacaktır. Bu da Ulusal İstihdam Stratejisi’nde ifade edilen “işgücü maliyetlerinin düşürülmesi, işgücü hareketliliğinin ve finansal öngörülebilirliğin artırılması” denilen mevzunun tam olarak iş güvencesinin ortadan kaldırılmasıdır. Ne de olsa işçi sınıfına karşı bir tehdit olarak kullanılacak işsizlik, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek için kullanışlı bir argüman olacaktır. Hal böyle iken kıdem tazminatını fona devretmek demek işçi sınıfını tamamen köleci çalışma koşullarına teslim etmek demektir. Kıdem tazminatı işçi sınıfı için kalın kırmızı çizgilerle çizilmesi gereken bir alandır. Bu alandan geriye atılacak her adım işçi sınıfının güvencesini tamamen ortadan kaldıracaktır.

 

Genel direniş mevzisini örmemiz gerekir

İşçi sınıfının bir bütün köleleştirmeye çalışıldığı böylesi bir dönemde AKP hükümetinin Truva atını görmek ve buna göre konumlanmak gerekir. Fon uygulaması tamamen bir aldatmacadır. Her işçinin bir gün dahi çalışsa kıdem tazminatını almaya hak kazanmasının iş kanununda yapılacak düzeltmeler ile olacağı açıktır. Yapılacak denetimler ve yaptırımların artmasıyla güvence altına alınacağı gerçeği de ortadadır. Onun için sistemi kuranların “devamlılık esastır” sözü boş bir söz değildir. İçinden geçtiğimiz sürece baktığımızda da Kanunsuz Hüküm Kararları’yla (KHK) kıdem tazminatlarının fona devrinin bir gecede, hukuksuz, anti-demokratik ve anayasaya aykırı olarak yapılmasının koşulları vardır. Bunu görmek, kıdem tazminatının fona devri tartışmalarına kararlı bir cevap vermek, tüm işçi ve emekçilerin yükümlülüğüdür.

Yaşam alanlarımızın bir bütününe sirayet etmiş kapsamlı saldırıların karşısında ancak genel direniş hattına dayanan bir mücadele anlayışıyla püskürtülebileceği açıktır. Bu durumda hem sendikalar, hem toplumsal muhalefeti genel direniş mevzisine zorlamak gerekir. Marks’ın “İşçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri yok, kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” sözünün bugün daha da önemli bir yerde durduğunu görmeyi unutmadan...